14 Aralık 2008 Pazar

4 luni, 3 saptamâni si 2 zile

aka 4 months, 3 weeks and 2 days bu sefer ki filmimiz cannes dan altın palmiye kazanmış. tam bi yönetmen filmi. galiba tüm filmi tek kamerayla çekmiş :) çok ağır bir film. boş uzun bakışlar falan filan var. demiştim ya festival filmlerine masafeli yaklaşırım. bu tip filmler işte. iyi desem değil kötü desem değil biraz yavaş ve boş geldi bana. çok durgun bi film. hep bir şeyler olmasını bekletiyo, geriyo ama bişey olduğu yok. en son there will be blood böyleydi biraz. 10 dakkaya yakın süren planlar var. oynaması baya zor sahneler gibi geldi bana. doktor bay bebe karekterini oynayan aktör döktürmüş. yemek masası sahnesi çok garip geldi bana. içimi sıktı ama amaç da o zaten. beğendim orayı. spoilerlı yazmayı sevmiyorum ama burdan sonra biraz spoiler var. otilia gabi yi otelde yalnız bırakınca aha bişey olcak diye bekledik olmadı. bi geldi gabi çoktan çıkarmış bebeği. onu göstermicekmiş gibi yapıyo 2-3 dakka otinin yüzünü görüyoruz sonra pat diye gösteriyo. sonra otinin onu atmaya gece gece gidiyo bizi geriyo karanlık sokaklarda. sonra geri geliyo otele gabi açmıyo kapıyı noldu lan kıza diyoz. sonuç yemek masasında pat diye bitiyo film. iyi güzel de ne anlattı şimdi bu film. biraz boş demem bundan işte. hadi tamam gerip gerip bişey yapmadan bırakmakdı amacın biraz daha dolu olsaydı ya senaryo. spolier burda biter. herşeye rağmen diyaloglar nefisti, tek planda dakikalarca süren performans için izlenebilir. 6,5tan
7/10

4 yorum:

Jülide Eda Sezer dedi ki...

basarili bulmustum.


-sectigin filmler guzel.-

bazi filmleri uyruguna gore elestirmeli, o pencereden bakmaliyiz.

romanyali yonetmen/izleyici/perspektif gozunden bakarsak, o sinemadan aksiyonlu, hareketli "hadi ama" li bir sey beklememeliyiz bence.

hos, bu algi da bize holivuddan geldi ya.

geleneksel okuyucu/izleyici hep hareket bekler, hep filmin/kitabin sonunu merak eder.

çubuk makarna dedi ki...

tabi ki her filmden bol aksiyon beklenemiyorum.

şimdi bu film baskı altında yaşayan insanların yasak bir şey yapmasını anlatıyo en kaba haliyle. das leben der anderen de aynen öyle ve o da holivud filmi değil.
ikisi de durgun, temposuz olmasına rağmen das leben der anderen de filme ilgiyi hiç kaybetmiyoruz. amaç baskıyı anlatmaksa baskıyı da gayet güzel hissettiriyo. ama bu filme geldiğimizde bay bebe nin olduğu sahneleri saymazsak geneli sıkıcı.

ayrıca bu film kendisi hareket beklettiriyo. hep bişey olcakmış havası var. ama olmuyo. kaldı ki asıl eleştirdiğim nokta burası değil. filmin meseajını alamadım. senaryonun çok boş olması nedeniyle beğenmedim.

Jülide Eda Sezer dedi ki...

yanlis anlama senin yargini, elestirini elestiriyor degilim. farkli bir bakis acisi getirdim sadece. kendimce. filmleri kiyaslama da verdigim cevabi yine veriyorum, her sinemayi kendi icinde degerlendirmeli bence. her yonetmenin farkli anlatimi var. her konu ayni dilden anlatilsaydi sanatta cesitlilik olmazdi. bu filmin tarzi sana guzel gelmemis olabilir tabii ki. filmi cok cok iyi hatirlamiyorum ne yazik ki. ancak etkiledigini hatirliyorum. bu da benim hafizamla alakali bi sey kesinlikle.

diyebilecegim sey su ki,

belki durgunluk da bir cesit elestiri olabilir (:

çubuk makarna dedi ki...

yanlış anlama yok. farklı fikirler iyidir :)

her konu ayni dilden anlatilsaydi sanatta cesitlilik olmazdi. kesinlikle doğru. zaten orjinal anlatım tarzı, değişik kurgusu olan filmleri severim.

filmleri ülkesine göre değerlendirmek doğru değil bence. her ülke sineması kendine özgü özellikler barındırabilir, belli bi tarzı olabilir. yönetmenin de belli bi tarzı olabilir. ama sonuçta film filmdir. her film ayrıdır, kendi içinde değerlendirmek gerekir. bu romanya filmi veya x ülke filmi ondan şöyle diye bakmak yerine tüm filmlere aynı yerden yaklaşmak daha doğru bence.

türk sineması bi recep ivedik'i de barındırıyo bi gönül yarası'nı da (aklıma iyi film gelmedi en yenilerden) :) bunları nasıl aynı kategoriye koyup değerlendirebilriz ki.