31 Aralık 2008 Çarşamba
cinderella man
evet bir boks filmi. klişe bir film gibi gözükse de aslında dövüş filmi klişelerinden uzak güzel bir film. beklediğimden iyiydi, çok duygusal ve etkileyici. yönetmen çok başarılı. başlarken "tüm boks tarihinde james j. braddock'un hayat hikayesi ile karşılaştırılacak kadar ilginç bir öykü bulamazsınız" yazısıyla karşılaşıyoruz. dediği kadar var.russell crowe yine başarılı bir oyunculuk sergilemiş. dönem filmlerine yakışıyo bu adam. ringdeki gülümsemeleri süper. paul giamatti'ye de değinmeden olmaz. en iyi yardıcı erkek oyuncu oscar'ına aday olmuş. boks sahneleri çok heyecanlı. kız kardeşimle izledik. başka film aç demesine rağmen zorla izlettim :) o da heycanlandı ve çok beğendi
- what are you fighting for?
- milk...
8/10
30 Aralık 2008 Salı
walk the line
biyografik filmler çekmez beni pek. ama walk the line'ı beğendim. konu efsane müzik sanatçısı johnny cash'in hayatı. özellikle june carter'la yollarının kesişmesi. güzel bir aşk hikayesi filmi de denebilir. film izleyiciyi de june carter'a hayran ettiriyo.konu iyi bir kurguyla çok güzel işlenmiş. joaquin phoenix ve reese witherspoon ikilisi harika oynuyor. zaten reese witherspoon oscar almıştı, joaquin phoenix de aday olmuştu, o da haketmiş bi oscar aslında. özellikle sahne perfonsları harika. müzikler enfes. şarklıların hikayelerini de görüyoruz. bu da şarkıları daha çok sevmemizi sağlıyor.
süresi 2 saati aşmasına rağmen müzikler sayesinde hiç sıkmadan ilerliyor. johnny cash'in zamnında elvis'ten çok hayranı olduğunu; the beatles'dan çok sattığını, müzik tarihinin en büyük geri dönüşlerinden birini yaptığını da görüyoruz.
hello, i am johnny cash
8/10
29 Aralık 2008 Pazartesi
kar yağdı sonunda
the world's fastest indian
yeni zellanda amerika ortak yapımı 2005ten bir film. antony hopkins ne oynasa mükemmel oynar tezi bir kere daha doğrulanmış. gerçeklere dayanan bir hikaye. 1967 yılında klasik 1920 model indian motorsikletini geliştirerek yaptığı motorsikletiyle imkansızlıklar içinde yeni zellanda'dan amerika'ya giderek hız rekorunu kıran burt munro'nun rekora gidişini anlatıyo. bu arada rekor hala kırılamamış.konuyu okuyunca çok ilgi çekici gelmese de gerçekten iyi işlenmiş güzel film. film boyunca yüzümde bi sırıtmayla izledim. burt amcamızın azmi, sıcaklığı, saflığı kendine hayran ettiriyo. yolda karşılaştığı insanlar da sıradan insanlar. çok kötü insanların ya da iyilik meleklerinin olmadığı sade, duru bir film. mutlu eden cinsten. mutlaka izleyin.
8/10
28 Aralık 2008 Pazar
kylie minogue
kylie minogue deyince akla gelen ilk şey, aşırı seksi olmasının dışında :) la la la diye feci dile dolalan can't get you out of my head şarkısıdır. güzel de şarkı. bu şarkıdan sonra birçok iyi sayılabilcek pop şarkısı da yaptı. birçoğumuz onu bu şarkılarıyla tanırız. ama asıl güzel şarkıları nedense falza bilinmez. işte bu postta kylie minogue'un 90'larda yaptığı falza populer olamamış mükemmel 2 şarkısını paylaşacağım :)ilk şarkımız confide in me. harika melodisiyle insanın içine huzur veren bi şarkı. klibi de çok orjinal. kylie ara beni diyen telekız rolünde. işte o video (sözleri de altta)
i stand in the distance,
of you, from afar,
should i offer some assistance,
should it matter who you are,
we all get hurt by love,
and we all have our cross to bear,
but in the name of understanding, now
our problems should be shared
confide in me,
confide in me
i can keep a secret and throw away the key,
but sometimes to release it,
is to set our children free,
we all get hurt by love,
and we all have our cross to bear,
but in the name of understanding now,
our problems should be shared
confide in me,
confide in me,
confide in me,
confide in me
stick or twist, the choice is yours
hit or miss, what's mine is yours
we all get hurt by love,
and we all have our cross to bear,
but in the name of understanding now,
our problems should be shared
confide in me,
confide in me,
confide in me,
confide in me
ikinci şarkımız where the wild roses grow. bir kylie minogue nick cave düeti. bu şarkıyı her dinlendiğimde içim ürperir, tüylerim diken diken olur. klibi en mükemmel kliplerden biri. şarkıyla müthiş uyumlu. kısa film tadında.
they call me the wild rose
but my name was elisa day
why they call me it i do not know
for my name was elisa day
from the first day i saw i knew she was the one
as she stared in my eyes and smiled
for her lips were the colour of the roses
that grew down the river, all bloody and wild
when he knocked on my door and entered the room
my trembling subsided in his sure embrace
he would be my first man, and with a careful hand
he wiped at the tears that ran down my face
on the second day i brought her a flower
she was more beautiful than any woman i'd seen
i said, "do you know where the wild roses grow
so sweet and scarlet and free?"
on the second day he came with a single red rose
said, "will you give me your loss and your sorrow?"
i nodded my head, as i lay on the bed
he said, "if i show you the roses will you follow?"
on the third day he took me to the river
he showed me the roses and we kissed
and the last thing i heard was a muttered word
as he knelt above me with a rock in his fist
on the last day i took her where the wild roses grow
and she lay on the bank, the wind light as a thief
and i kissed her goodbye, said, "all beauty must die"
and lent down and planted a rose between her teeth
27 Aralık 2008 Cumartesi
das leben der anderen
aka the lives of others berlin duvarı'nın yıkılmasından 4 sene önce doğu almanya'da geçiyor. konu baskıcı, yasakçı bir rejimin olduğu yıllarda görevine çok bağlı, sert yüzbaşı wiesler'in yazar georg dreyman'ın batıya olan merakı yüzünden evini dinlemeyle görevlendirilmesi. şimdi bu film sansür, fikir özgürlüğü, özel hayatın gizliliği, sosyalizm, vatan sevgisi konularını işliyo ama asıl noktası insan. bu cümlede hafif spoiler var. işkence dersi verirken "bu insanlık dışı" diyen öğrencinin adına çarpı koyacak kadar sert olan bir adamın başkalarının yaşamlarını izleyerek, kendi yaşamında olmayan aşkla, sanatla karşılaşınca değişimini anlatıyo.filmin senaryosunun yanında kurgusu da harika. durgun olmasına rağmen seyirciyi boğmuyo. müzikler çok iyi kullanılmış. ulrich mühe mükemmel bi oyunculuk sergilemiş. renkler çok güzel, soluk renklerle atmosfer yakalanmış. kısacası mutlaka izlenmesi gereken bir film. holivud tarzı olmayan sonunu da çok beğendim.
-hayır, bu benim için.
9/10
26 Aralık 2008 Cuma
2008'in top 10 yeni canlısı
once
öncelikle soundtrack mükemmel. zaten bir müzik filmi. 17 günde çok düşük bir bütçeyle ve amatör oyuncularla çekilmiş. irlanda dublin'de geçiyor. konusu bir sokak müzisyeniyle bir çiçek satıcısının müzik ekseninde kesişen hayatları. glen hansard ve marketa irglova başrollerdeki oyuncular. gerçekte de müzisyen bu arkadaşlar. bu arada karekterlerin adları hiç geçmiyo filmde.dialoglar samimi, günlük konuşmalarımız gibi; oyunculuklar doğal. ama filmin biraz abartıldığını düşünüyorum. imdb standartlarına göre 8.1lik bir film değil. yine de şarkıları için izlenmesi gerek.
en beğendiğim şarkı falling slowly zaten en orijinal şarkı oscar'ını almış. sonra kızın pil almaya çıkdığında çalan şarkı da harika. filmin en beğendim yeri ise otobüste adamın kıza kendini anlatırken "broken hearted hoover fixer sucker guy" şarkısını uydurarak anlatması. kısaca müzikleri için izlenmesi gereken sıcak film.
7/10
25 Aralık 2008 Perşembe
zwartboek
aka black book şimdiye kadar yapılmış en pahalı hollanda filmiymiş. ikinci dünya savaşında yaşanan olayları anlatıyo. hollanda'da geçiyo. konu ailesi gözü önünde öldürülen ellisin direnişçilere katılıp casusluk yapması. piyanist'e benziyo ama onun kadar etkileyici değil. savaş filminden çok romantik film. diğer nazi-yahudi filmlerinden farklı noktası direnişçilerin savaştan sonra işbirlikçileri aşağılamasının gösterilmesi. onların da gücü ele geçirince naziler kadar faşistleştiklerini vurgulamışlar.uzun olmasına rağmen yüksek tempolu ve gayet sürükleyici.filmin büyük bir kısmında başroldeki carice van houten inanılmaz tatlı göğüsleriyle üstsüz görünüyor. ama gerçekten iyi oynamış. zaten bu filmden sonra holivuda açılmış.
8/10
24 Aralık 2008 Çarşamba
lily allen vs britney spears
lily allen, britney spears'in womanizer şarkısını coverlamış. çok güzel olmuş. en azından britney versiyonundan daha dinlenebilir. daha önce travis de bir britney şarkısı olan "hit me baby one more time"ı coverlamış daha güzel olmuştu :)
the fall
muhteşem. şaheser. başyapıt. kelimeler yetersiz. sinemayı çoook seviyorum. seviyorum diyen herkes izlesin. hani böyle eskiden yeni bir ateri kaseti alınca süper heyecan yapardık ona benzer bi heyecan yaşattı bana. hayatımın en çabuk geçen 2 saatiydi. keşke saatlerce sürseydi.bu öyle bi film ki biriyle sinema sanat mı değil mi diye tartışmaya girerseniz, karşınızdakine direk izletin sanat olduğu sonucuyla tartışma biter. hem de en güzel sanat. çok klişe olcak ama tam bir görsel şölen. ve ilginç tarafı hiç görsel efekt kullanılmamış. kullanılan mekanların hepsi gerçekte var. 6 kıtada ve aralarında türkiye'nin de olduğu 23 ülkede çekilmiş. çekimler 4 yılda tamamlanmış. 2006da tamamlanmasına rağmen vizyona 2008de vizyona girmiş. türkiyede vizyona girmedi.
senaryo çok sağlam. bir hastanede omzunu kırmış alexandra ile intihara meyilli dublör roy arasında gelişen ilginç ilişkiyi anlatıyo. roy alexandra'ya bir masal anlatıyor. masalla gerçek paralel gelişiyo diyebiliriz. masal ile gerçek arasındaki geçişler harika. el laberinto del fauno'ya benziyo bu açıdan. aynı zamanda komedi ve dram da o kadar içiçe ki tam ağlayacak noktaya getirip güldürebiliyor. harika kurgusu, sembolik anlatımı, sanat eserlerinden, destanlardan esinmeler, bir çok filme göndermeler yapması, dublörlük kurumuna saygı çakması bu filmi ayrı bi yere koyuyo.
alexandra'nın o tatlılığına, aksanına bayıldım. catinca untaru yaşına göre gerçekten mükemmel oynamış bu karakteri. hele o hastanedeki roy (lee pace) ile karşılıklı oynadığı sahneler. diyaloglar o kadar doğal ki. yaşamışlar filmi. lee pace pushing daisies'den sonra burda da beğenimi kazanarak favori aktörlerimden biri oldu.
müzikler, soundtrack de harika. ana müziğimiz ludwig van beethoven - symphony no. 7 in a major, op. 92, ii. allegretto
dediğim gibi sinemayı seven herkes izlesin bi şekilde. tekrar tekrar tekrar tekrar izlemek istiyorum. gelmiş geçmiş en iyi filmlerden biri.
10/10
23 Aralık 2008 Salı
22 Aralık 2008 Pazartesi
2006 filmleri
eveet 2007 yapımlarında izlemediklerimi bitirip 2006ya geçtim ve gördüm ki imdb 8.0 üstü filmlerinin nerdeyse hepsini izlemişim. o yıl baya sinemaya gidiyomuşum :)
verdiğim puanlar
the departed 7
blood diamond 8
children of men 7
el laberinto del fauno 10
letters from iwo jima 8
the prestige 10
casino royale 7
little miss sunshine 8
bu hafta izleyeceklerim
the fall
zwartboek
once
das leben der anderen
verdiğim puanlar
the departed 7
blood diamond 8
children of men 7
el laberinto del fauno 10
letters from iwo jima 8
the prestige 10
casino royale 7
little miss sunshine 8
bu hafta izleyeceklerim
the fall
zwartboek
once
das leben der anderen
21 Aralık 2008 Pazar
into the wild
yol hikayelerini, filmlerini hep sevmişimdir. ama bu filmi daha bi çok sevdim. çünkü harika. sistemin parçası olmayan kendini alaska ya vuran bir gencin kendine takıtığı isimle alexander supertramp ın hikayesi. izlerken gerçek bir öykü olduğunu bilmiyordum. görünce şaşırdım. christopher mccandless.insanda bi yandan "her şeyi birakip gitme" isteği uyandıyo, bir yandan da bunun yapılmaması gerektiğini anlatıyo. zaten hangisi doğru onu söylemiyo. medeniyeti toplumu eleştirip onlar olmadan da olmaz diyo. düşünmeye sevkediyo.
mutluluk paylaşılınca gerçektir. belki de en doğrusunu danimarkalı çift yapmış. onlara bayıldım zaten. bi de hep büyük kanyon fotograflarını görünce ulan üstten bakcağınıza o alttaki süper nehrin oraya insenize manyaklar, orası daha güzel derim. işte ordan geçmiş bu adam. fotograf karesi gibi mükemmel sahneler var. müzikler çok iyi kullanılmış. kurgu çok iyi. 2007'nin en iyi filmi diyorum.
9/10
20 Aralık 2008 Cumartesi
the man form earth
sadece bir evde geçen bir bilimkurgu filmi. evet yapmışlar böyle bişey. 14000 yıldır dünyada yaşadığını iddia eden bi adamla onun bilimadamı arkadaşları arasında geçen diyaloglardan oluşuyor. adamımız arkadaşlarına bu sırrını açıklıyor. onlar inanmıyor üstüne dalga geçiyorlar, durmadan sorular soruyolar bi yerde tıkansın diye. böyle akıp gidiyo. ben bile orda olup sorular sormak istedim.konu zaten çok güzel. diyaloglar çok zekice yazılmış. hani ürün değerlendirmelerin performans fiyat oranı iyi derler ya bu filmin de öyle başarı bütçe oranı çok yüksek :) herkes izlemeli
9/10
19 Aralık 2008 Cuma
windows live messenger 9
arayüz de bir çok yenilik yapmışlar, sade ve güzel olmuş. simgeleri de değiştirmişler, ben en çok şu sağ alttaki iconun mavi olmasına takıldım. yıllardır maillerde dolaşan söylenti gerçek oldu. yıllardır bu maili 12 kişiye yollamazsan msn paralı olcak simgesi mavi olcak diye forward mailler geliyordu. demek ki son yollanan 12 kişiden 1i bile bu önemli görevi devam ettirmedi. ve msn sonunda mavi oldu.demek ki microsoft bi aralar gerçekten servetini dağıttı ve patricia teyze binlerce euro para kazandı. kendine gelen maili 9 dakka içinde 19 kişiye yollamayan adamın gerçekten evi yandı. küçük kız damla hastanede yıllarca kan bekledi, belki de hala bekliyor. klavyelerimizin w, h, k, ğ tuşları her an paralı olabilir. amerika gerçekten petrol rezervlerimizin üstüne cıva dökmüş; uranyum, toryum gibi bilumum madenlerimiz çıkarılmasına izin vermiyor. danone yıllardır çocuları gerizekalı yapıyor, coca-cola tersten arapça okununca gizli mesajlar ortaya çıkıyor...
le scaphandre et le papillon
aka the diving bell and the butterfly bu filmi izlerken beğenmiyeceğime emindim. çünkü böyle filmlerin duygu sömürüsü yaptığını düşünürüm ve sevmem. ayrıca çok sıkıcı olurlar. ama çok yanılmışım. en iyi yönetmen, senaryo, kurgu, sinematografi dallarında oscar adayı ve hepsini de haketmiş.based on a remarkable true story diyo afişte. konu elle dergisi editörü jean-dominique bauby nun mucize bir kitap yazması. izleyince mucizeyi görceksiniz. olay gerçekten çok etkileyici. konu itibariyle mar adentro aka içimdeki deniz e benziyo ama çok daha ağır olanı ve iyi anlatılmışı. filmin ilk bölümlerinde karekteri bi türlü göstermeyip ne olduğunu merak ettiriyo. ve olayları karekterin gözünden gösteriyo. çok başarılı yapılmış. bi de jean-do nun en küçük kızı çok tatlıydı yahu.
ö, es, a, er, i, en...
8/10
18 Aralık 2008 Perşembe
tropa de elite
aka the elite squard rio sokaklarındaki suç örgütleriyle polis ilişkisini, polis teşkilatındaki yozlaşmayı anlatan bir brezilya filmi. yine oldukça özeleştiri yapılmış cesur bir film.söylenecek ilk şey kurgu mükemmel. çatışma sahneleri harika, çok gerçekçi. film komple çok gerçekçi zaten, çok hareketli, tempo hiç düşmüyo. müzikler çok iyi. baya beğendim yani
9/10
1990'dan bugüne video oyun grafikleri
super mario world 1990
wolfenstein 1992
tekken 1994
command and conquer 1995
age of empires 1997
half life 1998
the sims 2000
mafia 2002
need for speed: most wanted 2005
crysis 2007
daha detaylısı burada
wolfenstein 1992
tekken 1994
command and conquer 1995
age of empires 1997
half life 1998
the sims 2000
mafia 2002
need for speed: most wanted 2005
crysis 2007
daha detaylısı burada
17 Aralık 2008 Çarşamba
3:10 to yuma
western filmlerini çok iyi olmadıkça sevmem. 3:10 to yuma sevdiklerimden oldu. russel crowe iyi iş çıkarmış. christian bale i severim ama biraz sönük kalmış. ben wide süper karakter, çok karizma. charlie prince karekteri de manyak, ben foster 2 büyük oyuncuyu gölgede bırakmış.ama sonu biraz olmamış. farklı mı olmalıydı yoksa böyle olmalıydı da daha mı değişik aktarılsaydı onu şeyedemedim ama bişeyler olmamıştı. müzikler iyi, sesler iyi, zaten ses dalında oscar adayı olmuş, diyaloglar güzel, çatışma sahneleri filme güzel dağılmış. son yıllarda iyi western filmleri az olduğundan izlenmeli.
8/10
google aramaları
2008'de en çok aranan kelimeler top 10
1. oyun
2. facebook
3. mynet
4. youtube
5. oyunlar
6. msn
7. izle
8. indir
9. kral
10. haber
2008'in yükselen aramaları top 10
1. ktunnel breakout
2. hi5 +1100%
3. facebook +500%
4. key +350%
5. izle +140%
6. netlog +130%
7. sahibinden +90%
8. kurtlar vadisi +90%
9. kpss +80%
10. vatan +50%

1. oyun
2. facebook
3. mynet
4. youtube
5. oyunlar
6. msn
7. izle
8. indir
9. kral
10. haber
2008'in yükselen aramaları top 10
1. ktunnel breakout
2. hi5 +1100%
3. facebook +500%
4. key +350%
5. izle +140%
6. netlog +130%
7. sahibinden +90%
8. kurtlar vadisi +90%
9. kpss +80%
10. vatan +50%
16 Aralık 2008 Salı
juno
senaryo bi filmde en önemli öğedir bence. e haliyle senaryo oscar ı da benim için en önemli oscardır. bu dalda 2 ödül var, biri uyarlama senaryo biri orjinal senaryo. uyarlama senaryo en iddaalı filmlere verilirken orjinal senaryo da daha farklı, özgün, genellikle bağımsız yapımlara veriliyo son yıllarda. 2008 kazananı da juno.bi kere çok tatlı film, müzikler harika özelikle anyone else but you, ellen page kendine yani karaktere aşık ettiriyo, acaba normal hayatta da böyle mi dicek kadar iyi oynamış. fakat öyle oscar alacak bi senaryosu da yok bence. anlatıcağını direk anlatan, renkli, basit ve mutlu eden film. sevdim.
8/10
15 Aralık 2008 Pazartesi
american gangster
based on a true story yani gerçek olaylardan uyarlanan filmlere daha toleranslı yaklaşıyorum. çünkü senaryoyu istediği yöne çekme şansı yok. şu olay şöyle olsaydı sonu böyle olsaydı gibi eleştiriler yapılmasını anlamıyorum böyle filmlerde. bu film için konuşmadım genel olarak diyorum.bu filme gelcek olursak söylicek ilk şey denzel washington un süper oyunculuğu. oscar a aday olmalıydı kesinlikle. gerçi daniel day lewis there will be blood ile garanti alcaktı ve aldı ama yine de en azından aday olmalıydı. bi de atmosfer inanılmazdı zaten art direction dalında aday olmuş. eski zamanlarda geçen filmler o havayı verebilirlerse tadından yenmiyo. eski amerikan arabaları dolu her taraf.
sonracığıma süre mevzusu var, ben unrated edition ını izledim 176 dakika :) birazcık uzun. gereksiz sahneler de var ama film içene aldığı için pek önemli değil. müzikler çok iyi. kurgusu biraz bölük bölüktü ama gerçek olayları anlattığından çok da eleştirilcek bi nokta değil. yaşanmış olduğunu bilmesem böyle senaryo mu olur çok gerçeküstü derdim. çok pis özeleştiri yapmışlar polis ordu demeden, cesur bi film yani.
spoilerlı devam etcem yine. sonunda russel crowe yani polis richie nin frank lucas ın avukatı olması çok ilginç. normal bi filmde bile olsa hadi ordan diyeceğim bi olay. ama olmuş. hatta en sonda kanka bile oluyolar :) sonlara doğru uçak arama sahnelerinde baya heyecan yaratmışlar. kısacası kaliteli film. ma man.
8/10
14 Aralık 2008 Pazar
4 luni, 3 saptamâni si 2 zile
aka 4 months, 3 weeks and 2 days bu sefer ki filmimiz cannes dan altın palmiye kazanmış. tam bi yönetmen filmi. galiba tüm filmi tek kamerayla çekmiş :) çok ağır bir film. boş uzun bakışlar falan filan var. demiştim ya festival filmlerine masafeli yaklaşırım. bu tip filmler işte. iyi desem değil kötü desem değil biraz yavaş ve boş geldi bana. çok durgun bi film. hep bir şeyler olmasını bekletiyo, geriyo ama bişey olduğu yok. en son there will be blood böyleydi biraz. 10 dakkaya yakın süren planlar var. oynaması baya zor sahneler gibi geldi bana. doktor bay bebe karekterini oynayan aktör döktürmüş. yemek masası sahnesi çok garip geldi bana. içimi sıktı ama amaç da o zaten. beğendim orayı. spoilerlı yazmayı sevmiyorum ama burdan sonra biraz spoiler var. otilia gabi yi otelde yalnız bırakınca aha bişey olcak diye bekledik olmadı. bi geldi gabi çoktan çıkarmış bebeği. onu göstermicekmiş gibi yapıyo 2-3 dakka otinin yüzünü görüyoruz sonra pat diye gösteriyo. sonra otinin onu atmaya gece gece gidiyo bizi geriyo karanlık sokaklarda. sonra geri geliyo otele gabi açmıyo kapıyı noldu lan kıza diyoz. sonuç yemek masasında pat diye bitiyo film. iyi güzel de ne anlattı şimdi bu film. biraz boş demem bundan işte. hadi tamam gerip gerip bişey yapmadan bırakmakdı amacın biraz daha dolu olsaydı ya senaryo. spolier burda biter. herşeye rağmen diyaloglar nefisti, tek planda dakikalarca süren performans için izlenebilir. 6,5tan7/10
13 Aralık 2008 Cumartesi
imdb'den divxplanet, eksisozluk, torrent, youtube
firefox un en sevdiğim tarafı eklentileri. eklentilerden en sevdiğim ise greasemonkey. bence firefox u diğerlerinden ayıran en büyük etken. bilen bilir sitelerin içinde scriptler çalıştırmaya yarar.
bugün ben de ilk scritptimi yazdım. imdb de filmlerin sayfalarındayken filmle ilgili diğer sitelere bağlantı veren bi toolbarımsı çubuk kondurdum. yapılmış benzer scriptlerden kopya çeke çeke tabi :)
altyazı için divxplanet, yorum için ekşisözlük, indirme için thepiratebay ve mininova, fragman için youtube, eleştiri için megacritic, bilgi için wikipedia, eksta olarak da google sitelerini kullandım. userscripts.org a da yükledim. kullanmak isteyenler burdan...
bugün ben de ilk scritptimi yazdım. imdb de filmlerin sayfalarındayken filmle ilgili diğer sitelere bağlantı veren bi toolbarımsı çubuk kondurdum. yapılmış benzer scriptlerden kopya çeke çeke tabi :)
altyazı için divxplanet, yorum için ekşisözlük, indirme için thepiratebay ve mininova, fragman için youtube, eleştiri için megacritic, bilgi için wikipedia, eksta olarak da google sitelerini kullandım. userscripts.org a da yükledim. kullanmak isteyenler burdan...
persepolis
Değişik bi film. cannes film festivali nden ödüllü malum. böyle festivallerden ödül almış filmlere bi mesafeli yaklaşırım. berbat çıkma ihtimalleri vardır. ama persepolis i beğendim. persapolis diye yazıldığını sanıyordum, doğrusunu da öğrenmiş oldum :) animasyon tarzı çok orjinal. anlatım tarzı da ilginç. iran devrimini falan anlatıyo tamam da asıl anlattığı sanki kadın olmanın zorlukları. ben öyle şeyettim. aşkı çok güzel anlatıyo. türkiye de her an böyle iran gibi olabilir yorumlarına katılmıyorum. ama iran la benzer yönlerimizin çok olduğunu gözdüm. izlenmesi gereken bi film başta dediğim gibi değişik bi film8/10
12 Aralık 2008 Cuma
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




















